O Rasule iman edip saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nur’a uyanlar var ya, işte felaha erenler onlardır.
A’raf: 157
Eski Öğreticilerimiz Kurucular Dernek Başkanlarımız Mezunlarımız Emeği Geçenler Binalarımız
HASBEKLİ HACI MÜMİN AKAN    (Hoca Efendi)|  >1902-19. 01. 1989

Talebelerinden Hafız Mehmet Zeki Hûdâverdi’ın Hasbekli Hacı Mümin Akan Hoca Efendi hakkında yazmış olduğu kısa özgeçmişi.


1318 Yılında Yunanistan’ın Selânik vilayetine bağlı Kayalar kasabasının Baraklı köyünde dünyaya gelmiştir. Baraklı köyünde ilk okulunda Kur’an-ı Kerim öğrenmeye başlamış, daha sonra memleketin kıymetli hafızlarından hıfzını tamamlamıştır. Altı asır islâmın bayraktarlığını yaptığı bir milletin okullarından Kur’an dersleri kaldırıldığına göre, Selâniğin Baraklı köyünden de kaldırılmış olsa gerektir. 16 yaşında iken babasıyla Türkiye’ye hicret etmiş, Giresun, Zile, Su şehrinden dolaşarak Yozgat’ın Güllük köyüne yerleşmişlerdir.

Türkiye’ye geldiklerinde Halifelik kaldırılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, böyle bir dönemde Türkiye’ye yerleşmişlerdir.

Onun ruhundaki istidat ve kabiliyet onu yerinde durdurmamış, bir taraftan okumak, hafızlığını ve arapçasını geliştirmek ve bir taraftan da geçiminin temini için ticaret yapmak istiyordu. Bu arzularını gerçekleştireceği en uygun yer olarak Yozgat’ın Sarıkaya kazasının Hasbek nahiyesini seçer. Bir taratan ilimle meşgul olurken, öbür taraftan da Kayseri’ye buğday satmaya gelir. Küçükten beri aşığı olduğu Camiye ve cemaate namaza koşar. Arkadaşlarının ısrarı üzerine camilerde Aşr-ı Şerifler okurdu.

Bir defasında yine Kayseri’ye geldiklerinde Hunat Camii Şerifinde o tok ve Davudi sesiyle bir Aşr-ı Şerif okur. Tüm Cemaat hayran kalır. Cemaat arasında bulunan ve Resul’ü Ekrem Efendimizi rüyâsında görme şerefine nail olan Kayseri eşrafından Hacı SEYİT MEHMET EFENDİ, “Aman Hafız Efendi her türlü masraflarınız bize aittir. Sizi Kayseri’ye yerleştirelim” der. Hocamızı Kayseri’ye çeken en büyük cazibe daha sonra hocası olacak Kura Hafız Hacı Mahmud Kuşçulu Efendi hazretleridir. Üstâd bir taratan Kur’an talimiyle meşgul olurken, bir taraftan da hafız yetiştiriyordu. Diğer taraftan da Hunat camii İmam H)hatiplik görevini yürütüyordu.

Hasbekli Hacı Mümin Hocamız o zaman maddi ihtiyaçlarını Hacı Seyit Mehmet efendinin yanında kumaş mağazasında tezgâhtarlık yaparak temin ediyor, diğer taraftan Üstâdı Mahmut Kuşçulu Efendiden hıfzını tekrar ediyordu. Talim okur, aşara-takrib ilminden mezun olur. Emsallerinin arasında hocasının yerine namzet bir Kura Hafız olur. Mümin Hoca Efendimiz Hasbek nahiyesinden geldiği için Hasbekli ismi ile biliniyordu. Hocası Hacı Mahmud Ef2endi hazretleri kendi yerini dolduracak bir zat olarak gördüğü için bir gün huzuruna çağırır ve. “Yâ Rabbi, Kelâm-ı Kadim’ine hizmet edecek gözümün nûru bu hafızımızın ağzını bozma ve sıhhatini daim, ömrünü uzun eyle” diye dua eder. Merhum Hasbekli Hoca efendi, Hocasının bu duası sebebiyledir ki, vefatına iki ay kala tek bir azı dişi rahatsızlanarak çekilmiştir. Bundan dolayı çak üzülmüş, ömrünün bitmek üzere olduğunu idrak ederek zaman zaman ağlamıştır. Erbabı bilir ki, dişlerin Kur’an taliminde ve harflerin mahreçlerinde çok önemli rolü vardır. Hocasının duası Allah cc indinde kabul olmuştur ki, sıhhatli bir hayat, uzun bir ömür yaşamış, 87 yıllık bir hayatta bir trafik kazası, birde vefatları sırasında 40 gün süren hastalıkları dışında hiç hasta olmamıştır.


KUR’AN TALİMİNE BAŞLAMASI


Kura hafız Mahmud Kuşçulu efendinin vefatını müteakip Hasbekli Mümin Hafız Hunat camiinin imam hatiplik görevini üstlenir. Ayrıca camide devam eden Kur’an Kursunun başına gelerek hafız yetiştirmeye başlar. Camide başlayan Kur’an Kursu daha sonra 1948 yılında Ömer Taşçıoğlu’nun tahsis ettiği binaya taşınır.

Çocukluğundan beri Kur7an-ı hamil, ahkâm-ı âmil olan üstadımız, sünneti seniyyeye de son derece riayet ederek genç yaşta sakalını da bırakmıştır. Bütün enerjisini gençliğini ve sıhhatini Kur’an-a vakfeden üstadımız bu arada Kayseri’mizin eşrafından kendisi gibi ahlâken mazbut bir hanım annemizle evlenir. Evlilik hayatı vefatına kadar devam eder. Bu evlilikten iki erkek ve iki kız olmak üzere dört tane çocukları olur.

 

ONUN ÖĞRETMENLİĞİ VE HAFIZ YETİŞTİRME METODU


Hasbekli Hacı Mümin Hocamızın öğretmenliği bu meslekte hizmet gören ve görecek herkese örnek teşkil eder. O bu sahada muvaffakiyetin zirvesine ulaşmış, binden fazla hafız yetiştirmiş, arka kapıdan ve pencereden mezun olanların hesabı yoktur. Zamanımızda Hafız ve Kur’an ehli yetiştiremiyoruz, mihraplar boş kalıyor. Camiler kapalı kalıyor diye çareler arayan kimselere onun hayatı ve hizmet aşkı en güzel bir örnektir.

Taşçıoğlu Hafız Okulunda fevkalâde disiplin vardı. Her sene 30 – 40 talebe hıfzını tamamlayarak icazetini alırdı. Okulu miskinhaneye çevirmek ve derslerini aksatmada ısrar edenlere derhal yol verirdi. Geride kalanlar da sıkı bir kontrol ve takip altında derslerine çalışırlardı.

Kendisi âzim bir cüsseye sahip , güreş meydanlarındaki pehlivanlar gibi Kur’anın hizmetinde yılmak bilmeyen bir âzme ve enerjiye sahipti. Zahiri görünüşü itibariyle vakar, disiplin, ciddiyetin sembolü, yüzü çok nadiren güler, fakat iç âlemi tepeden tırnağa merhamet ve şefkat doluydu.

Vakit namazlarına camisine gider, gecenin geç saatlerine kadar hemen günün 16 ini okulda geçirirdi. Sabah namazından çok evvel okula gelir, öğrencilerini namaza kaldırır. Daha dış kapının zincirli anahtarlarının sesini duyan tüm öğrenciler yataklarından fırlar, abdest almaya koşarlardı. Sevgi, saygı ve samimiyet içinde büyük bir disiplin anlayışıyla hocamıza hürmet ederler ve yataklarında kimse yatar vaziyette bulunmazdı. Sabah namazlarına topluca gidilir. Namazı müteakip hafızların dersleri dinlenir, hafızlığını tamamlayanlar hocamıza yardım etmek üzere yanına otururlar, ders dinlemeye başlarlar. Hocamızın aynı anda 3-5 kişinin dersini dinlediği olurdu. Kimsede en ufak bir suiistimal olamazdı. Dersini yapamayanlar aynı anda cezalarını görürlerdi. Sabah namazıyla başlayan bu ciddi çalışmalar yatsıya kadar devam ederdi. Hocamız bu zaman zarfında kurstan hiç ayrılmazdı. Öğrencilerin çalışmalarını devamlı kontrol eder, kursun diğer işlerini de yürütürdü. Yatsı namazını müteakip öğrenciler yatarlar, kendisi ise ayrıca hıfzını ikmal etmiş veya etmek üzere olanlara Arapça, Hadis dersleri okutur, gecenin geç saatlerinde evine giderdi. Bir ömrü böyle geçmiştir. Yıllarca çalıştığı kurumdan bir defa olsun senelik veya hafta izini kullanmamıştır. Sadece her yıl aşıkı olduğu Beytullah’ı ve Resülullah’ı ziyaret etmek üzere Hacca giderdi. Yolculuk esnasında Hac arkadaşlarının ısrarları üzerine Şam-ı Şerifte, Mescid-i Aksa’da ve Hicazda Kur’an-ı Kerim okur, vücuh çevirirlerdi. Araplar hayranlıkla dinler, Türkiye’de de böyle hafız varmıymış diye takdirlerini belirtirlerdi. Hatta birinde Mescid-i Aksa’da aşrı şerifi müteakip başına toplanan Araplar, sen nerelisin? Diye sorarlar. “Türkiyeliyim” diye cevap verir. Yıllarca Türkiye’den Hicaza hiç kimse gönderilmediğinden Araplar Türkiye Hıristiyanlaştı, zannıyla, “Hayır Türkiye’de Hafız, Ehl-i Kur’an bulunmaz” diye ısrar ederler. Tabii daha sonra da Türkiye’de Ehl-i Kur’an olduğunu görmüşlerdir.

Zamanımızda Kur’an talimiyle meşgul bulunup ta mesaiye tabi olarak bu görevi yürütmeye çalışanlar hafız yetiştirmede elbette ki başarılı olamamışlardır. Kur7an ilmi ve Hafızlık mesleği mesainin dışında ayrıca bir gayret ister. Görülen odur ki, mesainin hakkı bile verilmemektedir. Kendisini bir gün ziyarete gittiğimizde, “Hocam talebeleriniz çok ama, hiç birimiz sizin gibi okuyamayız” dedik. Buyurdular ki, “Efendiler, bizde hocamız gibi okuyamayız. Kur’an Muciz, okuyan âcizdir. Kur’an-a küllünüzü vermezseniz, o size cüz’ünü vermez. Kur’an-a hizmet bizim gibi âcizlere kaldı” dedi ve ağladı. Böylece anlıyoruz ki, Kur’an-a insan tamamıyla hizmet etmezse, muvaffakiyeti mümkün değildir. Hocamızın Kur’an öğretmenliğindeki prensibi ve metodu gecesini ve gündüzünü hep bu mesleğe vakfettiğinden, ücretini yalnız Cenab-ı Hak’tan beklediğinden ve yaptığı hizmetten zevk aldığında muvaffak olmuştur. Adeta Kur’an hizmetinde fâni olmuştur. Onun nezdinde dünya mevki ve makamı söz konusu değildir. Gece ve gündüz düşündüğü öğrencilerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarının temini ve muvaffakiyetleridir. Yanında bulunan öğrencilerinin Hocası olması ötesinde anne ve babası gibiydi.

 

ONUN TALEBELERİ

 

Mübarek üstadın tezgahından geçip de açıkta kalan kimseye rastlamak mümkün değildir. İç Anadolu bölgesinde ve Türkiye’mizin çeşitli yerlerinde şu anda vazife gören mesleki sahada öğretmen, din görevlisi, hatta üniversitelerde öğretim görevlileri, Diyanet İşlerinde yüksek düzeyde görev yapan elemanları, ya onun talebesidir veya talebelerinin talebesidir. Bu memlekete Hazreti Kur’an-ı ve onun maharic-i hurufuna riayeten okunuşunu hafız Hacı Mahmud Efendi hazretleri getirmiş, okumuş ve okutmuştur.Daha sonraki köklü ve uzun ömürlü Kur’an-a hizmeti hocamız Hasbekli gerçekleştirmiştir. Emsali hoca efendilerin ittifakla verdikleri karar, hep ondan istifade ettikleridir. Onun öğrencileri Türkiye’nin ve İslam âleminin her neresinde olurlarsa olsunlar, kıratlarından, maharic-i hurufdan Hasbekli’nin talebesi olduklarını belli ederler. Kendisi ilk okul mezunu olmasına rağmen Kur’an-a hizmet sahasında en yüksek mevki sahibi olmuş, imamlar, öğretmenler, doktorlar, doçentler profesörler yetiştirmiştir. O hep canlı eserle meşgul olmuş, ondan okuyanlar kısa zamanda eserler yazmaya başlamışlardır.


ÜSTADIMIZIN İLMİ DEHASI


Onun kuvvetli hafızlığının yanında aşere takrib ilminde de mahir olduğu bir gerçektir. Mezun ettiği talebelerine ve etraftan gelen hoca efendilere bu ilmi öğretirdi. Yaz-kış, gece-gündüz onun hiç boş vakti yoktu. Ayrıca sarf ve nahiv ilimlerinde de üstadı. Zaman zaman hadis ve tefsir ilimleri de okuturdu.


ONUN BÜYÜKLÜĞÜ VE AHLÂKI


Onun büyüklüğünü ve şerefini Kur’an-ı Kerimden öğreniyoruz. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” “Allah’tan kulları içinde ancak kudret ve azametimizi bilen âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah Âzizdir, her şeye galiptir.”

Resulü Kibriya aleyhisselâm şöyle buyurmuştur.

“Ümmetimin en şereflileri, Kur’an-ı hamil olan hafızlarla, gece namazı (Teheccüd) kılanlardır.”

“Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı Kerimi öğrenen ve başkalarına öğretendir.”

Bu vasıflara lâyık olan Üstad, Allah korkusundan sapsarı kesilmiş, daha bir gün belini doğrultarak yürümemiş ve kendinde bir varlık görmemiştir.

Onun büyüklüğünü zamanın feridi kutbu cihanı üstadı ekremimiz Elhac Ramazanoğlu Mahmud Sami (ks) Efendimiz imzalıyordu. 1960yıllarında Kayseriye teşriflerinde Hunat Camiinin önünden geçerlerken yanındaki bulunan zata mübarek yüzünü dönerek “Hunat Camiinin İmamı yine Hacı Mümin Efendi mi?” diye sorar. Yanındakiler “evet efendim” derler. Ve şöyle buyurur. “Hacı Mümin Efendi Kuradan büyük bir zattır” diyerek hakikati izhar buyururlar.

Kayserimizde ve civarında bulunan ulemanın ittifak ettikleri görüş şudur. O, tevazu ve vakarda, takvada Hz. Ebû Bekir essıddik’in, hilm ve hayada ise Hz. Osman-ı zinnûreyn’in (ra) timsalidir. Onun huzuruna varanlar kim olursa olsun, onun edebinde, hayasında, tevazuunda erirler, mesrur olarak huzurundan kalkarlardı. Mübarek başları yerde olarak yürür, öyle okur, mihrapta cemaatine bakmaya dahi haya ederdi. Hiç kimsenin önüne geçmez, en küçüklere dahi iltifat ederdi.

Yıllarca İmam-Hatiplik göreviyle, Kur’an öğreticiliği görevini geceli –gündüzlü beraber yürütürdü. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı yönetmeliğine göre iki vazifeden birini bırakması gerekiyordu. Hasbekli Hocamız aşıkı olduğu Mihrap, Minberden camisinden istemeyerek ayrılmak mecburiyetinde kalır. Kur’an Kursundaki görevi tercih eder ve burada hizmetini sürdürür. İmam Hatiplik görevinden ayrıldıktan uzun süre sonra Dernek yöneticileri ile Hunat Camisine giderler. Ezanlar okunurken camiye gelen Hasbekli Hoca Efendiyi gören imam ve müezzin iki koldan yatsı namazını kıldırmak üzere sarık ve cübbeyi giydirirler. Hoca Efendi mihraba geçer ve namazı kıldırmaya başlar. Hoca Efendi ile birlikte aşıkı olan cemaat hıçkırıklar içerisinde namazı kılarlar. Namazı müteakip bütün cemaat hocasının eline sarılarak “Hocam vallahi Bilâl-i Habeşi Hz.nin Medine-i Münevvere’ye teşriflerinde ezanı Muhammedi okuduğu gibi, bu gün aynı hava içerisinde olduklarını ifade etmişlerdir.

Hocamız gayet sade ,temiz ve güzel giyinir. Kendilerine yapılacak her türlü hediye ve iltifatların öğrencilerine yapılmasını arzu eder, kendisi tükenmez bir kanata sahipti. Bir kısım insanlar hocamızı Kur’an Kursundan ayırmak isterler. Hoca efendiyi ziyarete gidenlere “Bir ömür boyu balığın suda yaşadığı gibi ben Kur’an ikliminde ve havasında yaşadım. Benim buradan ayrılmam benim ölümümdür” dedi ve ağladı. Daha sonra müşahede etmişiz ki Kur’an Kursundan ayrılmasıyla ölümü arasında 40 gün sürmüştür.


HACI MÜMİN HOCA EFENDİ HASTA YATAĞINDA


Hoca Efendinin hastalığını duyan d5stları hemen ziyaretine giderler. Takatsiz ve dalgın bir vaziyette hasta yatağında iken, misafirlerinin gelmesiyle uyandı ve gelenlerle sohbet etmeye başladı. Allah’tan gelen hastalığa şükrederek hastalığı ve ölümü bile aklına getirmeyerek üç şeyden dolayı üzüntü duyduğunu ifade buyurdular.

1- Evimden fazla sevdiğim Kur’an Kursundan ve hafızlarımdan ayrılmaktan.

2- Ahiret dostlarımdan ayrılmaktan.

3- Ta çocukluğumdan beri kazaya bırakmadığım namazımı kılamamaktan

Misafirlerden Zeki Hoca bir ara “ahiret anlaşması imzalayalım” diye şöyle bir soru sordu. “Hocam hüsnü zannım odur ki, Rabb-ım inşallah Peygamberlerden sonra sizleri Cennet Köşklerine koyacaktır. Bizimde elimizden tutup gittiğiniz yere götürür yardımcı olur musunuz?” dediğimizde hasta yatağından doğrularak ağladı ve şöyle dedi. “Sizin icazetlerinizde 10 kişiye şefaat edeceğiniz yazılıdır. Biz onlardan birisi olur muyum diye ümitleniyoruz” buyurmakla tevazu ve hüsnü edebini gösteriyordu.

Hastalığının artması üzerine Fakülte hastanesine kaldırılır. Hastalığını duyan öğrencileri ve sevenleri hastaneye akın ederler ve Hoca Efendilerinin dualarını alırlar. Edeb ve haya timsali olan Hoca Efendi kendisini ziyarete gelenlerden dolayı “Kardeşlerimize sıkıntı ediyoruz” diye son derece mahzun olurlardı. Gelenlerden haklarını helal etmelerini isterdi.

Nihayet 19.01.1989 günlerden Perşembe. Gece hocamız bu âlemden ahirete göç etmişlerdir. Mevlâ rahmet eyleye. Amin.

Mübârek cismi yıllarca İmam-Hatiplik yaptığı Hunat Camisinin musalla taşına kondu. O gün Kayseri’nin bütün camilerinde salâlar verildi ve Hocamızın Hakkın rahmetine kavuştuğu ilan edildi. O gün gönüllerde büyük bir yangın vardı. Sevenleri ve tüm Mü7minler yanan gönülleriyle Hunat Camisine koşuyorlardı. Hınca hınç dolan cami etrafından kalabalıklar meydanlara kadar taşıyordu. Kayseri tarihi bir yaşıyordu. Caminin içinde yüzlerce hafız ve İmim-Hatip hami şerifler indiriyor, kürsüye çıkan vaiz efendi Resulü Ekrem Efendimizin, peygamberlerin, ashabının ve dünyaya gelen tüm insanların eceli geldiğinde tek tek asli vatanlarına göç edeceklerini anlatıyordu. İman ehlinin Cennetlere gideceklerini haber veriyor ve onların gönüllerine adeta su serpiyordu. O gün onbinlerce seveni cenaze namazını kıldılar ve kilometrelerce mesafede bulunan şehir mezarlığına kadar elleri üzerinde götürdüler. Ve yine sevenleri tarafından kabre indirildi. Develi’li Hacı Ahmet İslâmoğlu, hem cenazeye hem de mezar başında toplanan binlerce Müslüman’a telkin verdi ve özet olarak şöyle dedi. “Bu gün Allah cc hakkında şüphesi olanların işi zordur. Bir ömür boyu Allah’ın cc mülkünde yaşayıp ta secdesiz, rükusuz, dinsiz, imansız, Cumasız ve bayramsız yaşayanların işleri bu toprağın altında çetindir. Bir ömür boyu Hz. Kur’an-a hizmet eden mübarek hocamızın cenazesi başka cenazelere benzemez. Allah cc dostlarının ruhları evvela yeti kat semalar dolaştırılır, Âlây-ı İlliyune çıkarılır, Cennetteki makamı gösterildikten sonra tekrar yere indirilir. Münker ve Nekir Melekleri en güzel dostu ve seveninin sûretinde gelir. Onun güzel amelleri etrafını kuşatır, teşrifatçılık yapar. (şereflendirme-onurlandırma-yer verme) Hattâ onun ruhunu bizzat Resulüllah karşılar ve kucaklar.

Bir ömür boyu inançsız ve imansız yaşayanlar, Allah cc ve Kur’an düşmanlarının cenazeleri kabirde son derece sıkıştırılır. Kemikleri kırılır, ilikleri dışarıya çıkar.

Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Dünya yolculuğunun son durağı olan kabirden itibaren Allah cc intikam ve kahhar sıfatları ile gaffar ve cemal sıfatları uygulanmaya başlar. Zulme uğrayan Mü’minlerin tesellisi de budur. Cennet boş değil. Cehennem lüzumsuz değil. ‘Zalimler ve kafirler için yaşasın Cehennem’ ifadeleri ne kadar manidardır. Hocamız şu anda inşallah Cennet bahçelerinden bir bahçededir ve kıyamete kadar da hiçbir şey hatırına gelmeyecektir” şeklindeki ifadeleriyle telkini bitiriyordu. Rahmetli Hasbekli Hocamızı ahrete yolcu ettik ama o ölmedi ve ebediyen de ölmeyecek, daima gönüllerde yaşayacaktır.

Yunus şu beyitlerinde ne güzel ifade etmektedir.


Yunus öldü diye salâ vereler

Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.


İnançlarımıza göre ölen insanların amel defterleri kapanır. Ancak şu üç kişi müstesnâ.

  1. Faydalı İlim bırakanlar.

  2. Salih evlât bırakanlar

  3. Sadaka-ı cariye bırakanlar.


Hasbekli Hocamız faydalı ilmin ve Salih evlatların en çoğunu bırakıp gidenlerdendir. Yetiştirdiği binlerce hafız yavrular, nesilden nesile devam edecek olan ilim, kıyamete kadar onun defterini kapatmayacaktır.

Necmeddin-i Kübra hz. Mübarek sözleri ayrıca onun şahsında tahakkuk ettiğini görüyoruz.

“Anne seni doğurduğu zaman etrafındaki insanlar gülüyor ama sen ağlıyordun. Öyle bir ömür yaşa, Allah ve Resulünün davasına sahip çık, kelamını yücelt, nizamını hakim kıl, İslam şeriatını hayatında tatbik et ki, öldüğün zaman dostların ağlarken, sen güle güle git” diyordu.

Mahşer gününde Resülullahın sancağı altında, ve arşın gölgesinde buluşmak üzere şefaatini umuyor, ruhun şâd olsun. Makamın ve mekanın Cennet olsun diyerek kabrin başından ayrılıyorduk.

Kur’an-ın büyük sütunu mesabesinde olup ta ahrete göç eden gönüllerimize ve kalplerimizde derin izler bırakan sevgili hocamıza şu şekilde vedâ ediyoruz.

Rabbimiz dünya ayrılığı verdi, ahret ayrılığı vermesin. İnşallah


ÂLEYKE ÂVNULLAH

Fİ EMANİLLÂH

Fİ RAHMETİLLAHİ TEÂLÂ. RUHU İÇİN EL FÂTİHA…

 


Taşçıoğlu Kuran Kursu ve Hafız Okulu Yardım Derneği
Tel :0352- 231 77 14    |    E-Posta: info@tasciogluhafiz.com